TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan yeni vergi düzenlemeleri, yalnızca teknik mevzuat değişikliklerinden oluşan sıradan bir paket değil. Düzenleme; üretim ekonomisi, teknoloji yatırımları, yabancı sermaye, kayıt dışılıkla mücadele ve uluslararası vergi rekabeti açısından yeni dönemin yaklaşımını ortaya koyan kapsamlı bir ekonomik çerçeve niteliği taşıyor.
Özellikle kurumlar vergisi, teknogirişimler, varlık barışı ve yurt dışı kazanç istisnalarına ilişkin düzenlemeler önümüzdeki yıllarda iş dünyasının vergi planlamasında belirleyici olacak gibi görünüyor.
Üretim Şirketlerine Yüzde 12,5 Kurumlar Vergisi
Düzenlemenin en dikkat çekici başlıklarından biri, sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyeti yapan şirketlere yönelik kurumlar vergisi indirimi oldu.
Yeni düzenlemeye göre üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlar için kurumlar vergisi oranı yüzde 12,5 olarak uygulanacak. Türkiye’de standart kurumlar vergisi oranının yüzde 25 olduğu dikkate alındığında bu önemli bir avantaj gibi görünse de uygulamanın detayları tartışmaları beraberinde getiriyor.
Üretim kazançları için yüzde 12,5 oranı tercih edildiğinde, aynı anda ihracat kazançlarına uygulanan 5 puanlık kurumlar vergisi indiriminden yararlanılamayacak. Bu durum, yıllardır ihracat odaklı büyüyen üreticilerin beklenen desteği alamayacağı eleştirilere neden oluyor. İş dünyası, üretim ve ihracatın birlikte teşvik edildiği, daha bütüncül ve öngörülebilir bir vergi politikası beklentisini uzun süredir dile getiriyor.
Ayrıca düzenlemenin 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde uygulanacak olması da dikkat çekiyor. Reel sektörün kısa vadede destek beklentisinin yüksek olduğu bir dönemde teşvikin ileri bir tarihe ertelenmesi, uygulamanın etkisinin gecikeceği yönünde değerlendirmelere yol açıyor.
Türkiye Bölgesel Hizmet Merkezi Olmayı Hedefliyor
Kanunun en stratejik düzenlemelerinden biri de “nitelikli hizmet merkezi” kavramının mevzuata girmesi oldu.
Artık yalnızca üretim yapan şirketler değil; finansal danışmanlık, veri analizi, dijital dönüşüm, marka yönetimi, insan kaynakları, teknoloji yönetimi ve benzeri yüksek katma değerli hizmetleri Türkiye’den yöneten şirketler de önemli vergi avantajlarından yararlanabilecek.
Özellikle uluslararası şirketlerin bölgesel yönetim ofislerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik eden bu modelde, belirli şartları sağlayan şirketlerin yurt dışından elde ettikleri kazançlar için yüzde 95’e kadar kurumlar vergisi indirimi uygulanabilecek. İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde bu oran yüzde 100’e kadar çıkabilecek.
Bu yaklaşım aslında Türkiye’nin yalnızca üretim üssü değil, aynı zamanda bölgesel yönetim ve finans merkezi olma hedefinin vergi politikalarına yansıması olarak değerlendirilebilir.
Teknogirişimlere Yeni Destekler
Teknoloji girişimlerine yönelik düzenlemeler de paketin önemli başlıkları arasında yer aldı.
Teknogirişim şirketlerinde çalışan personele verilen pay senetlerine ilişkin gelir vergisi istisnası yeniden düzenlenirken, çalışanların şirkete daha uzun süre bağlı kalmasını sağlayacak yeni elde tutma süreleri getirildi.
Buna göre pay senetlerinin kısa sürede elden çıkarılması halinde geçmişte sağlanan vergi avantajlarının geri alınması söz konusu olacak. Böylece düzenleme yalnızca vergi avantajı sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda girişim şirketlerinde uzun vadeli ortaklık kültürünü teşvik etmeyi amaçlıyor.
Ayrıca “Teknogirişim” rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin sermaye artırımı süreçlerine yönelik kolaylaştırıcı düzenlemeler de yatırım süreçlerinin hızlanmasına katkı sağlayabilecek nitelikte.
Teknoloji odaklı şirketler açısından bakıldığında devletin artık klasik vergi teşviklerinin ötesine geçerek yatırım ekosistemini doğrudan destekleyen bir yaklaşım benimsediği görülüyor.
Varlık Barışı Düzenlemesi Yeniden Gündemde
Kamuoyunda en çok konuşulacak başlıklardan biri ise hiç şüphesiz yeni varlık barışı düzenlemesi olacak.
Yurt dışında bulunan para, döviz, altın, hisse senedi ve diğer sermaye piyasası araçlarının belirli oranlarda vergi ödenerek Türkiye’ye getirilmesine imkan tanınıyor.
Vergi oranı; varlığın Türkiye’de tutulma süresine göre değişiyor. Uzun vadeli tutulacak varlıklar için vergi oranı yüzde 0’a kadar düşebiliyor.
Devlet burada temel olarak iki amaç güdüyor:
- Yurt dışındaki sermayeyi Türkiye’ye çekmek
- Kayıt dışı varlıkların sisteme dahil edilmesini sağlamak
Bunun yanında bildirilen varlıklara ilişkin belirli şartların sağlanması halinde vergi incelemesi yapılmayacağına ilişkin güvenceler de dikkat çekiyor.
Ancak bu düzenlemenin özellikle uluslararası bilgi paylaşımının arttığı günümüz vergi dünyasında nasıl sonuç vereceği ve ne ölçüde ilgi göreceği önümüzdeki dönemde daha net anlaşılacak.
Yurt Dışından Gelir Elde Edenlere 20 Yıllık Vergi Avantajı
Yeni düzenlemenin uluslararası ölçekte en dikkat çekici başlıklarından biri de Türkiye’ye yeni yerleşecek kişilere yönelik gelir vergisi istisnası oldu.
Belirli şartları sağlayan kişilerin yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl boyunca Türkiye’de gelir vergisinden istisna tutulacak.
Bu düzenleme özellikle yüksek gelir grubundaki yabancı yatırımcılar, dijital göçebeler, uluslararası yöneticiler ve yurt dışında gelir elde eden kişiler açısından önemli bir teşvik niteliği taşıyor.
Birçok ülkenin son yıllarda uyguladığı “yüksek gelirli bireyi ülkeye çekme” politikalarının benzeri artık Türkiye’de de daha görünür hale geliyor.
Kamu Borçlarında 72 Aya Kadar
Tecil İmkanı
Tahsilat tarafındaki düzenlemeler de iş dünyası açısından önemli sonuçlar doğurabilecek nitelikte.
Yeni düzenleme ile kamu borçlarının 72 aya kadar tecil edilmesinin önü açılıyor. Ayrıca 1 milyon TL’ye kadar olan borçlarda teminat şartının kaldırılması özellikle finansman sıkıntısı yaşayan işletmeler açısından ciddi bir kolaylık sağlayabilir.
Özellikle yüksek faiz ve nakit akışı baskısının yoğun olduğu mevcut ekonomik ortamda bu düzenleme birçok şirket için önemli bir nefes alanı oluşturabilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel konu, tecil uygulamasının sürdürülebilir mali yapı yerine geçici finansman çözümü olarak görülmemesi gerektiği.
Sonuç: Vergi Politikalarında Yeni Yaklaşım
Genel tabloya bakıldığında yeni düzenlemelerin yalnızca “vergi artıran” bir paket olmadığı görülüyor. Bu kez daha seçici bir model tercih edilmiş; üretim, teknoloji yatırımları ve uluslararası hizmet gelirleri desteklenirken kayıtlı ekonomiye geçiş teşvik edilmeye çalışılmıştır.
Ancak özellikle ihracat cephesinde beklentilerin tam anlamıyla karşılandığını söylemek zor. Uzun süredir ihracatçılara daha güçlü vergi avantajları sağlanacağı yönünde verilen mesajlara rağmen açıklanan düzenlemeler sınırlı kaldı. Özellikle üretim yapan ihracatçı şirketlerin hem üretim hem de ihracat indirimi avantajını birlikte kullanamaması sektörde eleştirilere neden oldu.
Yüksek finansman maliyetleri, kur baskısı ve artan giderler altında faaliyet gösteren ihracatçılar daha güçlü destek beklerken, mevcut düzenlemelerin beklentilerin gerisinde kaldığı değerlendiriliyor.
Kısacası yeni dönem, sadece düşük vergi dönemi değil; hangi faaliyetlerin destekleneceğinin yeniden şekillendiği bir dönem olacak gibi görünüyor. Ancak ihracat tarafında verilen vaatlerin tam olarak karşılık bulmadığı yönündeki eleştiriler şimdiden dikkat çekiyor.
English